Siyaset Bahçesinden Çekilen Gül Kokuları

Gül'ün Solduğu Akşam

Bahar-yaz ayları gül mevsimidir. Gelgelelim yukarıdaki mülâhazaların bir yansıması olarak Ankara’da Çankaya Köşkü'nün bahçesinden Gül kokusunun çekilmekte olduğunu söyleyebiliriz.En azından bugün görünen tablo bu.

2007’deki ‘Kardeşim Gül’ün aday gösterilmesinden sonra köprülerin altından çok sular akmış durumda. Önce ‘Gezi süreci’nde, ama asıl ‘cemaat ile mücadele’de ‘Kardeşim Gül’ü yanında görememiş olduğunu düşünmesi Erdoğan’ın Gül ile ilgili ciddi ‘bürûdet’bağlamasına yol açmış görünüyor. Bu hâl ortadayken Gül’e ‘halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı’ olma imkânını gümüş tepside sunması ihtimal dışı görünüyor.

Daha açık söyleyelim Ankara’da görünen o ki ‘Gül’ün adı’ cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’ın aklındaki bir ‘ad’ değil. Köşk bahçelerinden kokuları çekilen güller aynı sebeple başbakanlık bahçesinde tomurcuklanıyor da değil.

Erdoğan başbakanlıkta kalmayacaksa bile o koltuğun yeni sahibi Gül olamayacak gibi görünüyor. Esasen Erdoğan bunun işaretini Azerbaycan’a giderken havaalanında ‘erken seçim asla’ diyerek vermişti. ‘Erken seçim yok’ demek Gül’ün cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra en az 10 ay milletvekili dolayısıyla başbakan olamaması demekti. Bayburt formülü gibi arayışlar, ancak olağandışı siyasi şartlarda geçerli olabilecek bir durumdur. Bunu yedi yıl cumhurbaşkanlığı yapmış bir ismi milletvekili seçtirebilmek için uygulamaya niyetlenmek onu istiskal etmek demektir. Kaldı ki Gül’ün yakınındaki bazı isimler Bayburt formülüne kendisinin de hiç sıcak bakmadığını açıkça aktarıyorlar.

Erdoğan’ın muhtemel cumhurbaşkanlığında kendisinin başbakanlığı, bazıları şaşırabilir ama Gül’ün mesafeli durduğu bir seçenek. Zira bunun ne kadar meşakkatli bir misyon olduğunun farkında. Erdoğan gibi bir siyasi karakterin halk tarafından da seçilmiş ‘koşturan, terleyen cumhurbaşkanı’ olduğu bir tablonun ona ‘dikensiz gül bahçesi’ vadetmediği âşikâr. Erdoğan, o tabloda ‘Gül’ün dikeni’ olacaktır ve o dikenle yaşamak Gül açısından katlanılabilir bir durum değil.

Abdullah Gül ülkeyi ‘yukarıdan talimatla’ yönetecek bir karakterde değil. Bir Yıldırım Akbulut olmaya niyeti yok. Erdoğan ile her gün kavga ederek ülkeyi yönetemeyeceğinin de farkında. Dahası Çankaya’da etrafındaki isimlerden birinin seçimden önce kullandığı ifadeyle ‘enkazı kaldırmak’ da cabası. Artık ‘enkaz’ ile neyin kastedildiğini siz düşünün. İster bakanlarla ilgili yolsuzluk soruşturmalarının yükünü omuzlamak deyin, ister cemaat soruşturmalarının ödeteceği muhtemel bedelleri kabullenmek deyin, ister giderek âkıbeti belirsizleşen Kürt meselesindeki çözüm sürecinin sorumluluğunu almak deyin...

Bu sebeplerle Abdullah Gül, başbakanlıktan ziyade eğer mümkün olacaksa cumhurbaşkanlığını kendisi için ‘daha münâsip’ görmekte. Erdoğan’ın başbakanlıkta kalması, kendisinin de cumhurbaşkanlığında devam etmesi onun için en makul seçenek.

Kaldı ki halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı her fâninin ‘almayayım kalsın’ diyebileceği bir mevki değil. Mustafa Kemal Atatürk’e bile nasib olmamış bir siyasi pozisyondan bahsediyoruz.

Ama nihayet siyaset imkân sanatıdır ve ‘sihirli küre’ 2014 ve 2015 yıllarında Gül için siyasi tabloda herhangi bir ‘mevki-makam’ göstermiyor.

Gürkan Zengin
18.04.2014