İRAN-ABD MUTABAKATI MI?

 

En azından ‘ Irak üzerinde’  ve en azından ‘geçici olsa bile’ bir mutabakat görülüyor.
Şii Başbakan Nuri El Maliki’nin Irak’taki Sünni siyasetçilere karşı bayrak açması elbette İran’dan bağımsız atılmış adım  olarak görülemez, orası kesin. Ancak  Maliki’nin bu hamleyi Washington seyahatinden  döner dönmez  yapmış olması da gözlerden kaçmamalı. Türkiye aleyhine verdiği demeçler ve ‘devlet adamı gibi değil de  örgüt lideri gibi’ konuşması daha  o ziyaret sırasında başlamıştı.
‘Irak dengelerindeki en önemli dış aktör’ konumundaki İran’ın  Amerika’da başkanlık seçimlerinin yapılacağı bir dönemde  Barack Obama’nın yumuşak karnına çalıştığı görülüyor. Obama yönetimi, seçim kampanyasında Irak’taki  askerleri çekmiş olmayı ‘büyük başarı’ olarak satmaya çalışıyor. İran, isterse   Irak’taki tabloyu bütünüyle tersine çevirerek rakip Cumhuriyetçilerin eline büyük kozlar verebilir.  Obama bunun farkında. 
Görünen o ki, İran ile ABD arasında bir şekilde yürüyen ve belli sonuçları olan temaslar var.En azından Tahran ile Washington arasında  Irak üzerinde  belirli mutabakatlara varılmış olduğu anlaşılıyor. Maliki’nin Bağdat’ta ‘züccaciye dükkânına giren fil gibi’ hareket etmesine Amerika’nın ses çıkartmamasının bir sebebi olmalı.
Bu hamlelerin, Irakiye grubunu ortaya çıkartan aktör olarak Türkiye’yi zorlayacağı ortada.
Ankara’nın ne kadar zorlanacağını anlamak için Nuri El Maliki’nin Türkiye hakkında El Hurra televizyonuna yaptığı açıklamalara bakmak yeterli. Türkiye’yi Irak’ın içişlerine karışmakla suçlayıp tehditler savurabiliyor. Üstelik Maliki bu sözleri, Başbakan Erdoğan ile telefon görüşmesinin üzerinden daha üç gün geçmeden  söylüyor. 
İşaretlerini henüz almadık ama eğer ile İran ile vardıkları anlaşılan mutabakat Suriye’yi de kapsıyorsa durum çok daha vahim demektir. Türkiye’nin son birkaç hafta içinde Leon Panetta, Joe Biden, William Burns ve nihayet Başkan Obama ile yürüttüğü yüzyüze ve telefon görüşmelerinden ne sonuçlar aldığını  bilemiyoruz.Şu ana kadar,  bu temaslardan en azından bizim görebildiğimiz kadarıyla sadre şifa bir sonuç çıkmadı. 
Türk diplomasisi, 2003 Mart’ında Amerika’nın Irak’ı işgalinden bu yana geçen yıllarda buna benzer pekçok krizi mahâretle idare edip bunlardan olumlu sonuçlar elde etmesini  bildi.  2012, yarattığı tehdit potansiyeli itibariyle 2003 ve 2007 yıllarından daha geride bir yıl olmayacak gibi görünüyor.

En azından ‘ Irak üzerinde’  ve en azından ‘geçici olsa bile’ bir mutabakat görülüyor.

Şii Başbakan Nuri El Maliki’nin Irak’taki Sünni siyasetçilere karşı bayrak açması elbette İran’dan bağımsız atılmış adım  olarak görülemez, orası kesin. Ancak  Maliki’nin bu hamleyi Washington seyahatinden  döner dönmez  yapmış olması da gözlerden kaçmamalı. Türkiye aleyhine verdiği demeçler ve ‘devlet adamı gibi değil de  örgüt lideri gibi’ konuşması daha  o ziyaret sırasında başlamıştı.

‘Irak dengelerindeki en önemli dış aktör’ konumundaki İran’ın  Amerika’da başkanlık seçimlerinin yapılacağı bir dönemde  Barack Obama’nın yumuşak karnına çalıştığı görülüyor. Obama yönetimi, seçim kampanyasında Irak’taki  askerleri çekmiş olmayı ‘büyük başarı’ olarak satmaya çalışıyor. İran, isterse   Irak’taki tabloyu bütünüyle tersine çevirerek rakip Cumhuriyetçilerin eline büyük kozlar verebilir.  Obama bunun farkında. 

Görünen o ki, İran ile ABD arasında bir şekilde yürüyen ve belli sonuçları olan temaslar var.En azından Tahran ile Washington arasında  Irak üzerinde  belirli mutabakatlara varılmış olduğu anlaşılıyor. Maliki’nin Bağdat’ta ‘züccaciye dükkânına giren fil gibi’ hareket etmesine Amerika’nın ses çıkartmamasının bir sebebi olmalı.

Bu hamlelerin, Irakiye grubunu ortaya çıkartan aktör olarak Türkiye’yi zorlayacağı ortada.

Ankara’nın ne kadar zorlanacağını anlamak için Nuri El Maliki’nin Türkiye hakkında El Hurra televizyonuna yaptığı açıklamalara bakmak yeterli. Türkiye’yi Irak’ın içişlerine karışmakla suçlayıp tehditler savurabiliyor. Üstelik Maliki bu sözleri, Başbakan Erdoğan ile telefon görüşmesinin üzerinden daha üç gün geçmeden  söylüyor. 

İşaretlerini henüz almadık ama eğer ile İran ile vardıkları anlaşılan mutabakat Suriye’yi de kapsıyorsa durum çok daha vahim demektir. Türkiye’nin son birkaç hafta içinde Leon Panetta, Joe Biden, William Burns ve nihayet Başkan Obama ile yürüttüğü yüzyüze ve telefon görüşmelerinden ne sonuçlar aldığını  bilemiyoruz.Şu ana kadar,  bu temaslardan en azından bizim görebildiğimiz kadarıyla sadre şifa bir sonuç çıkmadı. 

Türk diplomasisi, 2003 Mart’ında Amerika’nın Irak’ı işgalinden bu yana geçen yıllarda buna benzer pekçok krizi mahâretle idare edip bunlardan olumlu sonuçlar elde etmesini  bildi.  2012, yarattığı tehdit potansiyeli itibariyle 2003 ve 2007 yıllarından daha geride bir yıl olmayacak gibi görünüyor.

16.01.2012
Gürkan Zengin